|
|
 |
 |
Okunma |
|
52 |
Bir zamanlar bir köyün ortasından bir nehir geçermiş. Öyle derinmiş,
öyle hızla akarmış ki su kıyısına yaklaşmaya bile korkarmış insanlar.
Köyün iki yakasında güzellikleriyle ve becerileriyle meşhur iki
kadın yaşar ve birbirleriyle hiç geçinemezlermiş. Her gün giyinir
kuşanır, feslerini takınır nehir kenarına gidip karşı kıyıdan
birbirlerine laf yetiştirirlermiş. Kadınlardan biri bir gün çok
hastalanmış. Eltisine “Benim kıyafetlerimi giy, fesimi de tak, nehir
kıyısına git. Bugün beni göremezse kaçtım zanneder” demiş. Eltisini bir
güzel giydirmiş ve göndermiş.
Elti nehir kıyısına gidip beklemeye başlamış. Derken karşı kıyıdan ilk
zehirli laf gelmiş. Elti cevap vermemiş. İkinci, üçüncü taarruz da
cevapsız kalmış. Eltinin suskunluğu karşısında giderek daha çok bağıran
karşı kıyıdaki kadın sinirden üstünü başını paralamaya başlamış. Ne
yapsa karşıdan ses gelmiyormuş. Sonunda öfkeden öyle delirmiş ki, “Sen
kim oluyorsun da bana cevap vermiyorsun?” diyerek hışımla karşı kıyıya
geçmek için kendini nehire atmış. Atmasıyla beraber azgın nehir suları
kadını alıp götürmüş. Elti ayağını sürüye sürüye eve dönmüş. Hasta
yatağında eltisinin eve dönmesini bekleyen kadın merakla sormuş “eeee”
demiş “Ne oldu?” Elti başındaki fesi çıkarıp “seninki öldü” diye yanıt
vermiş. “Nee” diye fırlamış yataktan kadın “Ben seni kavgamı sürdür
diye gönderdim, sen düşmanımı mı öldürdün?”
Eltisi kadına bakıp “Yok” demiş. “Onu ben öldürmedim, onu kendi öfkesi boğdu”
|